Sonunda dun tatilden donup Inception'i izledim. Guzel bir film olmus. Filmin fragmanlari disinda hic bir sey izlemeden gittigim icin tam olarak ne beklemem gerektigine dair pek bir fikrim yoktu. Genelde iyi olacagina guvendigim filmlerde gidecegim garantiyse kendime boyle bir bilgi karartmasi uygulayip olabildigince onyargisiz gitmeye calisiyorum bu sayede filmden zevk alabilmem de daha kolay oluyor.
Biraz internette bakindim herkes kurgusundan muzigine, felsefesinden ozgunlugune (ya da asirtilmisligina) filmi didik didik etmisler. Acikcasi ben Christopher Nolan'in filmlerindeki kurgulamadan her defasinda ayri bir zevk aliyorum. Kendisi bize alisilmisin disinda bir hikaye anlatimi gosterirken hep yeteri kadarini gosterip yeteri kadarini gedik birakiyor. Bu sebepten dolayi da filmin sonunda herkes filmi kendinden bir seyler katarak anliyor. Kitap okuyan insanlar icin bu yorum katma isi siradan bir durum cunku herkes kendi hayal dunyasina gore anlatilanlari sekillendiriyor ancak film gibi her seyin insanlarin gozune sokuldugu hayal gucune cok az pay birakildigi bir arayuzde bu isin zorlugu acik. En son Lost fenomeninde de gedikler doldurduldukca insanlarin ugradiklari hayal kirikliklarinin boyutu hafizalarda hala cok taze.
Iste bu yuzden Christopher Nolan'in butun film boyunca bir sur bit yenigini aralara atmis olmasina ragmen sonunda insanin gozune sokan bir cevapla bitiriyor olmasina ragmen insanlarin hala bolunmus olmalari yonetmenin buyuk dehasina en buyuk isaret bence. Ben kendi adima film bittikten sonra totemin hala donuyor olmasinin ve bunun bize gosterilmesinin seyirciyi fazlasiyla aptal yerine koymak ve biraz gereksiz bir durum yaratmak oldugunu dusunmustum ama sonrasinda okudugum yorumlarda insanlarin dusuncelerinden/tepkilerinden gordum ki tam tersine gerekli ve cok da sik bir son dokunus olmus.
Benim son sahnenin gereksiz oldugunu dusunmemin sebebi film boyunca kafamda beliren film hakkindaki teori ve bakis acisinin son sahneyle tamamen onaylanir gozukmesiydi. Acikcasi bu kadar onay almak yerine havada birakilmayi tercih ederdim. Ancak sonrasinda gordum ki kafamdaki dusunceler o kadar da kabul gorur sekilde olmamis. Bu blogu da filmin ardindan taze bi sekilde ilk izleyisin ardindan boyle dusunmustum iste diye not dusmek icin yazmis olayim.
Filmi izlerken killanmama neden olan ilk sahne Cobb'un (Leonardo DiCaprio'nun) Cobol'un adamlarindan kacis sahnesiydi. Son derece surreal bir sekilde bir duvar arasinda sikisip kaya kaya son dakikada adamlari atlatmasi ve karsisina birden Saito'nun cikmasi bana biraz fazla zorlama, fazla gercek disi geldi adeta bir ruya gibi. Sonrasinda da Saito'nun helikopterde dedigi "Take a leap of faith with me" lafinin aslinda Cobb'un hayatinda cok onemli bir yere sahip olan kendisinde travma yaratmis bir olayda anahtar olan bir cumle oldugunu gormus olduk.
Simdi ben de size take a leap of faith with me diyeyim ve teorimi kisacik sizlerle paylasayim. Simdi her seyden once net olarak herkesin hem fikir olacagi bir sey varsa herhalde o da olayi Cobb'un perspektifinden izledigimiz. Olaylar Cobb'un bilincinden ya da bilincaltindan bize gosteriliyor. Eger flashback'i gecersek (ve flashback'in) film bir extraction sahnesiyle basliyor. Extraction onemli sirlarin kisilerin ruyasi sirasinda onlardan calinmasina verilen isim. Bu ilk extraction sirasinda ilk defa Saito ve Mal ile de tanisiyoruz. Bu extraction sirasinda Cobb, Saito'ya ruyasinda ona extraction'a karsi savunma egitimi verecegini ama bunu yapabilmesi icin Saito'nun butun sirlarini ona anlatmasini hic bir seyi gizlememesini isteyerek onu kandirmaya calisiyor. Ilerleyen dakikalarda ise Saito aslinda durumun farkinda oldugunu bunun Cobb icin bir deneme oldugunu ama Cobb'un basarisiz oldugunu soyluyor. Butun bu isleri ise o sirada kendisinin bilinc altindan gelen Mal'in bozdugunu dusunuyoruz. Film boyunca da Mal oradan buradan cikip Cobb'un yaptigi extraction'larin hepsini sabote ediyor. Yine butun film boyunca butun extraction'lara katilan her ruya boyutunda bulunan diger bir isim ise Saito.
Her detaya girip sayfalarca yazmayacagim fakat bence filmde yapilan Inception Fischer'a ya da kimilerinin iddia ettigi gibi seyirciye yapilmiyor, bizzat Cobb'a yapiliyor. Film Cobb'a yapilan bir extraction ya da inception'i sunuyor bize. Extraction mi inception mi tam olarak bilemiyoruz cunku butun filmi Cobb'un bilinci ve bilincaltindan izliyoruz bu sebepten dolayi ters olan bir seylerin farkindayiz ama ruyaya sizan yabancilarin niyeti tam olarak nedir cozmek mumkun degil. Christopher Nolan'in bilerek biraktigi gediklerden. Unutulmamasi gereken bir ayrinti Cobb'un toteminin aslinda kendisine ait olmadigi. Mal'a ait. Cobb'dan baska totemin ozelliklerini bilen en az bir kisi var. Bu sebepten dolayi Cobb'un gercekligi ruyadan ayirt etmek icin kullandigi totem aslinda guvenilir degil bu yuzden filmin sonunda totemin dusup dusmemis olmasi da onemini bir nebze yitiriyor.
Eger Cobb'un kendini uyanik olarak dusundugu butun ekibini topladigi Fischer'i ucaga bindigi gerceklik de ruyanin bir parcasiysa etrafinda gordugu kendi ekibinden oldugunu dusundugu insanlar Forger'lar ve extraction ekibi olabilir. Cobb'un en yakinlarindan bile sakladigi kendisiyle bile paylasamadigi bilgileri durup dururken Adriane'yla paylasmasi butun sirlarini ona acmasi biraz garip degil mi? Arafa dustuklerinde gidilen dunyanin Cobb'un dunyasi cikmasi Fischer'in bile arafa dustugunde kendisini Cobb'un evinde bulmasi buna bir isaret degil mi? Ustelik Cobb gibi usta bir extraction uzmaninin kendisine yapilacak bir extraction'a karsi egitimli olmasi gerekmez mi, bu durumda Mal'in her seyi surekli sabote ediyor olmasi, surekli her yaptiklari extraction'in ters gidiyor olmasi Cobb'un savunma mekanizmasi degil de nedir? O zaman Fischer isi ne alaka diye soranlara Fischer'i 2. ruyadan ucuncuye gecirirken kendi projeksiyonlarindan birini extract edecegiz diye kandirdiklarini unutmayin, ayni taktik neden Cobb'a yapiliyor olmasin?
Filmin sonunda Cobb'a yapilan inception, karisinin olmesinde kendisinin bir sucu olmadigina inandirilmasi oldu, bu sebepten dolayi da Cobb sonsuza kadar ruyada kalmayi kabul etti, bunu kim neden ister bilmiyorum ama zaten Nolan da bilmemizi istemiyor. Ama filmin sonunda cocuklarin yuzleri gozukmesine ragmen o sahnenin surekli Cobb'un ruyalarindakinin aynisi olmasi, cocuklarinin kiyafetleri ve yaslarinin ayni olmasi, totemin dusmuyor olmasi bence yukarida dediklerime bayagi destek oluyor diye dusunuyorum.
Ama dedigim gibi bunlar benim filmi izlerken aklima gelen dusuncelerdi ve kesinlikle boyledir diye bir iddiam yok cunku Nolan kendisi bu boyledir denilsin istemiyor, boyle denilebilecek bir film yapmamis. Iyi ki de yapmamis!
14.8.10
12.3.10
Radikal Gaztesinin 3. Sayfa Gazetesine Donusmesi
Gidip bakkaldan alinan basili versiyonunda bu degisim soz konusu mu bilmiyorum. Ancak ben radikal.com.tr'nin yozlasmasindan ciddi rahatsizlik duyuyorum. Siteye girdik mi ne siyaset haberi ne bir sey. Fatma'ya satirla daldilar Emine'yi kursunladilar falan filan...
Zaten sitede yapilan butun haberlerde imla bozukluklari olsun anlatim bozukluklari olsun baska bir dert. Bence acilen kendilerine duzgun bir internet sitesi editoru alip ceki duzen vermeleri gerekiyor. Adam gibi Turkiye'den haber alabildigim 2-3 siteden birinin bu rezil duruma gelmis olmasi da beni ister istemez gerdi buraya not duseyim dedim.
Zaten sitede yapilan butun haberlerde imla bozukluklari olsun anlatim bozukluklari olsun baska bir dert. Bence acilen kendilerine duzgun bir internet sitesi editoru alip ceki duzen vermeleri gerekiyor. Adam gibi Turkiye'den haber alabildigim 2-3 siteden birinin bu rezil duruma gelmis olmasi da beni ister istemez gerdi buraya not duseyim dedim.
18.2.10
Grad Applications
2 hafta once falandi. Sosyoloji ofisine gittim. Bir baktim tekerlekli raflarin uzerinde bir suru dosyalar, yuzlerce plastik konteynerler icinde duruyorlar. Bunlar basvuru dosyalari mi diye sordum sekretere evet dedi. Gecen sene ben de oyle bir dosyaydim iste. Gunler ne kadar cabuk geciyor...
27.11.09
Dokme Demir Izgara Tava guncellemesi
Takip edenler hatirlayacaktir birayla yemek pisirme dersi uzerine yazdigim blogda isin sirrinin ascida degil tavada oldugunu kesfetmistim. En azindan isinin erbabi ascilardan olayin bu yonde olduguna dair tuyolar almistim. Uzun arayislar sonucunda (amazon'da bulup ismarlasam mi gidip kendim mi alsam diye kararsiz kalip, amazon'dan gelmesini beklemeyi istemeyip, west philly'nin altini ustunu getirip bulamayip, center city'de satan dukkanin vitrininde gorup pazar gunu diye kapali oldugu icin kapisindan donmek vs... bi de sonunda ilk dusundugumden 2 hafta sonra amazon'dan 6-7 dolar da pahaliya aldim) sukran gunu bahanesiyle kendime bir tava edindim.
Bazilariniza malum bu sene sukran gunuyle kurban bayrami denk geldi. Dunya alem (sevgilim dahil) evinde aile ziyafetleri cekmekteyken ben evde tek basima pineklemekteyim. Dun Sukran Gunu oncesi bi buhranlar basti sonunda dellenip evden cikip Comcast'ten yedigim ayda 10 dolarlik kiralik modem ve cable box sacmaligina son vereyim diye 2.3 millik yagmur altinda bir yuruyuse ciktim. Comcast'te isim bitince de onumden tesadufen gecen ilk otobuse atlayip sehir merkezine gidip bu tavayi satan ama son gittigimde kapali olan yere ugrayip aldim. Ardindan hizimi da alamayip Jim's'den sonunda bir Philly Cheese Steak de yedim ama konumuz bu degil (ama yemekten bahsediyorsak eger sunu demeliyim ki Philadelphia'ya gelip de Jim's'den Philly Cheese Steak yemeyen hincaldir uluctur). Ilk izlenim olarak bu tavanin son derece agir oldugunu soyleyebilirim. Yani oyle boyle degil alistigimiz bildigimiz teflon vb. tavalarla alakasi yok. Acikcasi tartmadim ama bir 5 kilo falan cekiyor olabilir, daha fazla ciksa sasirmam.
Satan yerde Lodge marka vardi onu aldim. Amazon'da da Lodge almayi dusunuyordum zaten. Uzerinde detayli olarak nasil bakilmasi gerektigi yazmakta. Eger bakimi iyi yapilirsa vasiyetle birakiliyor cocuklara miras kaliyormus. Hadi len dicektim ama nette bi suru insan bana anadan babadan miras diye yazmis ondan ciddi olabilir. Zaten mantikli, bildigin 5 kilo demir yigini cizilmez etmez yani. Zaten bakimi da cok zor degil. Bir defa en onemlisi sabunla yikamiyoruz. Deterjan hic surmuyoruz. Daha pek sogumadan elde fircayla yikaniyor ondan sonra da hemen kurulanip hala sicakken ustune yag suruluyor. Ben bunun icin su fis fis yaglardan aldim rahat oldu bayagi.
Efendim gelelim isin heyecanli kismina. Internetten okudugum kadariyla insanlarin yaptigi ana hata pisirdikleri etleri bunun ustune tava daha kizmadan koymaya kalkmalariydi. Yukarda bahsedildigi gibi tavayi ilk kullanmadan usulune uygun yikadim yagladim. Ondan sonra garanti olsun diye bir 7 dakika sonuna kadar acik ateste kizdirdim. Ardindan son 3.5 saattir marine olmakla mesgul olan sirloin biftegimi attim uzerine. Yaklasik 275 gram civarinda kalin bir biftekten bahsediyoruz. 4,5 dakka gectikten sonra cevirmek suretiyle 9 dakika pisirince simdiye kadar evde yaptigim en iyi pismis biftek tabagimdaydi. Rahatca soyleyebilirim ki bu tava aradigimda degdi. Restoranda da yaptiklarinda onume bunun kadar bir sey koyuyorlar zaten. Hatta gaza gelip iddia edebilirimki Turkiye'de yedigim herhangi bir biftekten iyiydi yahu :)
Tek handikap marinemin Worcestershire sosu biraz fazla kacmis. Aslinda bu biftegi iki kisilik almistim sevgilimle yeriz diye ama o burada olmadigi icin yarin ilk denemenin ardindan tecrubeli bir ikinci denemede bulunmayi dusunuyorum. Bu defa marinemde daha az worcestershire sosu ve pale ale yerine guiness olacak.
Iddiaya gore bu tavada sebze falan da yapmak guzel oluyormus bir ara onu da denerim. Bu arada biftegin uzerinde mangaldan aliskin oldugumuz izgara izleri cikiyor o da ayri bir haz veriyor gorunce. Bir dahaki hedef kofte harci alip onu yapmak olabilir. Tabi benim evde yalniz kalinca kendimi odev yerine bulasik yikayip yemek pisirme ve tarifi uzerine blog yazmaya vermis olmam da ayri bir blog konusu olsun.
Ilgilisine marinemi de yazayim deneyin fena olmuyor
- Yarim sise Pale Ale (ben evde Pale Ale vardi oyle yaptim ama pilsen daha iyi olabilir gibi geliyor, yarin da evde guinness var diye guiness yapacam o konuda da bi guncelleme gecerim belki kisa)
- 100-150 ml kadar domates suyu (konserve kutulardakinden baharatli soslu olmasi daha iyi)
- 2 tatli kasigi worcestershire sosu (ben bugun 2 koydum fazla geldi yarin 1 koyacam)
- 2 cay kasigi tabasco sos (ya da herangi bir aci biber sosu)
- 2 dis sarimsak
- 2 taze kekik yapragi (bende taze kekik yapragi yoktu kuru bildigimiz kekik koydum cok fark etmedi)
bunlari bir buzdolabi torbasinin icine koyun icine de biftegi atin eger biftekler buyuk gelip malzeme doldurmuyorsa goz karari ayarlarsiniz ama worcestershire sosu ve domates suyuna nazaren birayi daha fazla arttirmak daha iyi olabilir gibi geliyor bana. biftek ve marine torbanin icindeyken icindeki havayi cikarip torbayi kapatin. sonra soyle bir calkalayin ki biftek iice bulansin marineye. torbayi buzdolabina koyup 2-4 saat arasi tuttun mu oluyo. Arada bir torbanin yonunu cevirmek faydali olabilir.
Cikarinca tavaya koymadan biftek uzerine toz hardal, tuz ve karabiber koymak iyi olacaktir. Bahsettigim izgara tavada 10 dakkada az pismis oluyor.
Afiyet olsun.
Bazilariniza malum bu sene sukran gunuyle kurban bayrami denk geldi. Dunya alem (sevgilim dahil) evinde aile ziyafetleri cekmekteyken ben evde tek basima pineklemekteyim. Dun Sukran Gunu oncesi bi buhranlar basti sonunda dellenip evden cikip Comcast'ten yedigim ayda 10 dolarlik kiralik modem ve cable box sacmaligina son vereyim diye 2.3 millik yagmur altinda bir yuruyuse ciktim. Comcast'te isim bitince de onumden tesadufen gecen ilk otobuse atlayip sehir merkezine gidip bu tavayi satan ama son gittigimde kapali olan yere ugrayip aldim. Ardindan hizimi da alamayip Jim's'den sonunda bir Philly Cheese Steak de yedim ama konumuz bu degil (ama yemekten bahsediyorsak eger sunu demeliyim ki Philadelphia'ya gelip de Jim's'den Philly Cheese Steak yemeyen hincaldir uluctur). Ilk izlenim olarak bu tavanin son derece agir oldugunu soyleyebilirim. Yani oyle boyle degil alistigimiz bildigimiz teflon vb. tavalarla alakasi yok. Acikcasi tartmadim ama bir 5 kilo falan cekiyor olabilir, daha fazla ciksa sasirmam.
Satan yerde Lodge marka vardi onu aldim. Amazon'da da Lodge almayi dusunuyordum zaten. Uzerinde detayli olarak nasil bakilmasi gerektigi yazmakta. Eger bakimi iyi yapilirsa vasiyetle birakiliyor cocuklara miras kaliyormus. Hadi len dicektim ama nette bi suru insan bana anadan babadan miras diye yazmis ondan ciddi olabilir. Zaten mantikli, bildigin 5 kilo demir yigini cizilmez etmez yani. Zaten bakimi da cok zor degil. Bir defa en onemlisi sabunla yikamiyoruz. Deterjan hic surmuyoruz. Daha pek sogumadan elde fircayla yikaniyor ondan sonra da hemen kurulanip hala sicakken ustune yag suruluyor. Ben bunun icin su fis fis yaglardan aldim rahat oldu bayagi.
Efendim gelelim isin heyecanli kismina. Internetten okudugum kadariyla insanlarin yaptigi ana hata pisirdikleri etleri bunun ustune tava daha kizmadan koymaya kalkmalariydi. Yukarda bahsedildigi gibi tavayi ilk kullanmadan usulune uygun yikadim yagladim. Ondan sonra garanti olsun diye bir 7 dakika sonuna kadar acik ateste kizdirdim. Ardindan son 3.5 saattir marine olmakla mesgul olan sirloin biftegimi attim uzerine. Yaklasik 275 gram civarinda kalin bir biftekten bahsediyoruz. 4,5 dakka gectikten sonra cevirmek suretiyle 9 dakika pisirince simdiye kadar evde yaptigim en iyi pismis biftek tabagimdaydi. Rahatca soyleyebilirim ki bu tava aradigimda degdi. Restoranda da yaptiklarinda onume bunun kadar bir sey koyuyorlar zaten. Hatta gaza gelip iddia edebilirimki Turkiye'de yedigim herhangi bir biftekten iyiydi yahu :)
Tek handikap marinemin Worcestershire sosu biraz fazla kacmis. Aslinda bu biftegi iki kisilik almistim sevgilimle yeriz diye ama o burada olmadigi icin yarin ilk denemenin ardindan tecrubeli bir ikinci denemede bulunmayi dusunuyorum. Bu defa marinemde daha az worcestershire sosu ve pale ale yerine guiness olacak.
Iddiaya gore bu tavada sebze falan da yapmak guzel oluyormus bir ara onu da denerim. Bu arada biftegin uzerinde mangaldan aliskin oldugumuz izgara izleri cikiyor o da ayri bir haz veriyor gorunce. Bir dahaki hedef kofte harci alip onu yapmak olabilir. Tabi benim evde yalniz kalinca kendimi odev yerine bulasik yikayip yemek pisirme ve tarifi uzerine blog yazmaya vermis olmam da ayri bir blog konusu olsun.
Ilgilisine marinemi de yazayim deneyin fena olmuyor
- Yarim sise Pale Ale (ben evde Pale Ale vardi oyle yaptim ama pilsen daha iyi olabilir gibi geliyor, yarin da evde guinness var diye guiness yapacam o konuda da bi guncelleme gecerim belki kisa)
- 100-150 ml kadar domates suyu (konserve kutulardakinden baharatli soslu olmasi daha iyi)
- 2 tatli kasigi worcestershire sosu (ben bugun 2 koydum fazla geldi yarin 1 koyacam)
- 2 cay kasigi tabasco sos (ya da herangi bir aci biber sosu)
- 2 dis sarimsak
- 2 taze kekik yapragi (bende taze kekik yapragi yoktu kuru bildigimiz kekik koydum cok fark etmedi)
bunlari bir buzdolabi torbasinin icine koyun icine de biftegi atin eger biftekler buyuk gelip malzeme doldurmuyorsa goz karari ayarlarsiniz ama worcestershire sosu ve domates suyuna nazaren birayi daha fazla arttirmak daha iyi olabilir gibi geliyor bana. biftek ve marine torbanin icindeyken icindeki havayi cikarip torbayi kapatin. sonra soyle bir calkalayin ki biftek iice bulansin marineye. torbayi buzdolabina koyup 2-4 saat arasi tuttun mu oluyo. Arada bir torbanin yonunu cevirmek faydali olabilir.
Cikarinca tavaya koymadan biftek uzerine toz hardal, tuz ve karabiber koymak iyi olacaktir. Bahsettigim izgara tavada 10 dakkada az pismis oluyor.
Afiyet olsun.
24.11.09
Bir Yuksek Lisans Ogrencisi olarak hayat(ta kalmak)
Az once bir arkadas ile yasadigim basit ve aslinda anlamsiz bir diyalog ardindan bloguma yuksek lisans ogrencisi olmak hakkinda gectigimiz 1.5 yil icinde deneyimlerimden bahsederek bir seyler yazmaya karar verdim. Sonucta herkesin hayati gecirdigi deneyimler kendine ozgu oluyor ve benim bahsettigim seyler sadece sosyolojiye kisitli bile olabilir (yine de sosyal bolumler ve hatta yuksek lisans okumanin geneline hitap ettigini dusunuyorum) ama yine de belki birilerinin ilgisini ceker yardimi olur ya da reaksiyon gosterip fikir paylasir. Sonucta bir sene pilot surusu yaptiktan sonra bu sene yeni bir mekanda yeniden sifirdan doktoraya basladigim icin ulan simdiki aklim olsaydi boyle yapardim dedigim seyleri yaparak kariyerimi cizmeye calisiyorum.
Oncelikle arkadasimla yasadigim diyalogdan baslayayim. Sosyoloji doktorasina baslayinca ders basina haftada 250 sayfa okumak standart haline geliyor dersem pek abartmis olmam. Tabi 250 ortalama olarak alabiliriz. Bazen bazi dersler haftada 120-130 sayfa verebilirken kimi haftalar onumuze 500 sayfalik bi kitabin hadi oku da gel diye konuldugu da oluyor. Arkadasima 'Yarin ders var mi?' diye sordum (malum sukran gunu oldugu icin bir cok ders iptal oldu), o da bana 'Var tabi daha okumaya baslamadin mi yoksa?' diye asiri sasirmis bir cevap verdi. Ben de bu asiri reaksiyonu fazla umursamadan, 'Baslamadim ama zaten dersten haberim olsa da okumaya bu aksam baslardim, daha once cogu bolumunu okudugum bir kitap, hem 200-300 sayfa bisi okunur nolacak' deyip ofisime bu blogu yazmaya gectim. Iste sanirim bu diyalog birazcik gecen sene ki toy doktora ogrencisi ben ile bu seneki deneyimli ben arasindaki bir diyalog gibi oldu.
Iyi bir akademisyen olmak icin (en azindan sosyoloji genelinde) klasik teoristlerin genel gecer kuramlarina hakim olmak, bir yandan guncel teoristlerin ne dediklerini bilmek ve bunlarin tamaminin gunluk arastirmalarda nasil uygulandigini takip etmenin sart oldugu bir gercek. Ancak bir doktora ogrencisi olarak butun bunlari ogrenmenin yanisira en on planda gelen sey meslege sosyalizasyon donemini basariyla atlatirken CV'ye de is bulabilecek kadar satir doldurabilmek. Ilk iki senede verilen yuksek lisans doneminin de amaci materyali yalayip yutmaktan cok sosyalizasyona gecisi hizlandirmak. Her hafta ogrenciye verilen (4 dersten) yaklasik 1200 sayfalik okumanin nasil bir hizda yapilacagina kisa surede adjust etmek gerekiyor. Eger o haftanin okumalari benim icin gelecekte yazacagim tez vs. icin birincil dereceden onemlisi ise incik cincik edip gerekirse 30 sayfaya bir gun harcayip duzenli notlar alip 3 sene sonra geri donulmek uzere dosyalamak mantikliyken eger teori dersinde ogrendikten sonra milletle bardayken entel muhabbetlerde (evet biz nerd'ler bira icerken oyle ya da boyle teori tartismaya basliyoruz, yapilan empirical is bira konusu olmaz ama toplumsal teoriler uzerine atip tutmak cakirkeyifken iyi giden bir is) deginilip ustunde fazla durulmayacak bir noktaysa da ona gore ana fikiri anlayip hayata devam etmek onemli.
Bu noktada ister istemez gecen sene tezini yazma asamasinda olan bir arkadasimin bana verdigi nasihati hatirlamadan gecemeyecegim, "Yuksek lisansta en onemli neyi okudugun degil neyi okumamaya karar verdigindir." Biraz acmak gerekirse kimse haftada 1200 sayfayi hatmedip her sayfa hakkinda analitik cikarimlar yapmayi uzun vadede surduremez (ilk bir kac hafta gercekten iyi performans sergileniyor ama bir sure sonra beyin algilayamiyor), o yuzden her seyi okuyup ustune tartismaktansa, her seyi okumadan onemli kisimlari aradan bulup cikarip onlari detayli gozden gecirmeyi ogrenmek gerekiyor. Zaten artik lise ya da universitede olmadigimiz icin kimse bize okudugumuz uzerinden sinav da yapmiyor, ders sonunda bir makale yaziliyor ve o makale genelde sadece 12 haftalik bir dersin 3-4 haftalik materyali uzerinden cikiyor. Yalniz yanlis anlasilmasin 3-4 haftalik okurum kalan 8 haftaya zaten ihtiyacim yok yaklasimi degil bahsettigim. Zaten boyle bir yaklasimda olacak kimsenin doktora yapma fikrini ciddi sekilde gozden gecirmesi saglikli olur diye dusunuyorum. Sonucta bu isi severek ve ilgilenerek yapmak lazim yoksa daha cok para kazanilan daha duzenli calisilabilen bir alternatif bulunabilir.
Ikinci deginmek istedigim onemli bir nokta da bu duzenli calisma vs. durumuyla ilgili. Doktoraya baslayinca, ozellikle ilk 2 senenin ardindan her sey tamamen ogrencinin kendi disiplinine kaliyor. Yani birileri gelip hadi bakalim arastirma konunu kabul ettik 3 sene calis yaz gel diye kisiyi ortama salinca o 3 seneyi ps3 oynayarak gecirmemek onemli bir durum. Ancak bir yandan da oteki ekstremden de kacinmak gerekiyor. Yani en az 5 senelik bir ogrencilik sozu veriliyor ve ogrenci olmak ilkokuldayken de doktorada da bir konuda hic fark etmiyor. Surekli ev odevi var. Hatta doktora bir bakima 3 senelik bir odevi sayilir. Bu noktada yasitlarla karsilastirinca doktoranin hic bir zaman sabah 9-aksam 5 bir is olmasi mumkun degil. Otesinde deadline'lari da genelde en azindan 4 aylik olmaya basliyor. Bu sebepten dolayi da insani duzensiz bir hayata dogru itmeye bayagi meyilli. Haftaicleri dolu degil, hafta sonlari tam tatil sayilmaz... Uzun vadeli planlar yapip duzene bagli kalinmazsa gercekten insanin psikolojisi bayagi bozulabilir. Bu yuzden sosyal hayata ozen gostermek lazim. Ne bileyim sinemaya gitmeli, tiyatrolari kacirmamali, konserleri takip etmeli haftada en az bir arkadaslarla bulusup bir iki bira bir sey icmeli. Cunku insanin kendine her gun abi cok isim var cikmam mumkun degil demesi soz konusu. Bir sure sonra haftalarca kayda deger hic bir sosyal aktivitede bulunulmadigini fakat aptal saptal bilimum dizinin yakindan takip edildigini farkina variyor insan. Oyle olunca da ister istemez yaptigi isten soguyor. Buna izin vermemek lazim. Insan hayatinda bir OSS stresi bile fazla, doktoranin her gununun OSS stresine donmesine izin vermemeli.
Ucuncu bir onemli konu ise insanlarla iyi iliskiler kurmak. Bundan kastim yanlis anlasilmasin herkesi sevin sevgi pitircigi olun diye bir soylemim yok burada. Sadece genel olarak doktoraya ilk baslayinca hem yeni bir ortama gelindiginden hem de kendi alanindan cok onemli isler yapmis olan insanlarla sik sik ayni ortamda bulunuldugu icin ozellikle ilk 1-2 sene icin ogrencilerde ciddi bir cekingenlik oluyor. Iste bu cekingenligi erken uzerinden atabilmek uzun vadede cok sey kazandiriyor. Cok sosyal olarak yetenekli olmanin bile gerekli oldugunu dusunmuyorum. Bu sene cekine cekine caldigim 3-5 kapinin bana hem sembolik hem de fiilen acik oldugunu gormek beni cok sasirtti. Ben 'oha bu insanlar cok asmis asiri zeki insanlar karsilarinda ne diyebilirim ki ne desem aptal biri gibi gozucekecem' diye dusunurken aslinda durumun pek oyle olmadigini, o insanlarin da benimle en az onlar kadar ilgili oldugunu gordum. Sonucta bir cok hoca kendi arastirmalarina yardimci olacak asistan oluyor. Kendi konulariyla ilgilenen insanlarin departmanda bulunmasi onlarin da hosuna giden bir sey oluyor. Ya da belki ben cok sansliyimdir bilmiyorum ama iki farkli enstitutude kapisini caldigim dort hocadan da is buldum simdiye kadar. Hic birinde de gidip kendimin cok zeki oldugunu kanitlamak durumunda kalmadim. Ben sunlarla sunlarla ilgiliyim vs. gibilerden eblemem yeterli oldu. Zaten konusmak istemeyen, ilgisiz olarak hocalardan da uzun vadede ne kadar verim alinabilir bir soru isareti. Boyle bir deneyim bile insana bir sey kazandirabilir.
Sonucta ozetle, rahat olmak, oncelikleri iyi belirlemek ve girisken olup insanlarla tanismaktan cekinmemek onemli seyler. En onemlisi neyle ilgili oldugunu ne yapmayi sevdigini bilmek ama. Eger doktora yapacaksan ve yapacagin dalla cok ilgin alakan yoksa, is olarak gorup sevmiyorsan birakip gitmek en iyisi cunku alternatif isler cok daha iyi getiri saglayabilir.
Oncelikle arkadasimla yasadigim diyalogdan baslayayim. Sosyoloji doktorasina baslayinca ders basina haftada 250 sayfa okumak standart haline geliyor dersem pek abartmis olmam. Tabi 250 ortalama olarak alabiliriz. Bazen bazi dersler haftada 120-130 sayfa verebilirken kimi haftalar onumuze 500 sayfalik bi kitabin hadi oku da gel diye konuldugu da oluyor. Arkadasima 'Yarin ders var mi?' diye sordum (malum sukran gunu oldugu icin bir cok ders iptal oldu), o da bana 'Var tabi daha okumaya baslamadin mi yoksa?' diye asiri sasirmis bir cevap verdi. Ben de bu asiri reaksiyonu fazla umursamadan, 'Baslamadim ama zaten dersten haberim olsa da okumaya bu aksam baslardim, daha once cogu bolumunu okudugum bir kitap, hem 200-300 sayfa bisi okunur nolacak' deyip ofisime bu blogu yazmaya gectim. Iste sanirim bu diyalog birazcik gecen sene ki toy doktora ogrencisi ben ile bu seneki deneyimli ben arasindaki bir diyalog gibi oldu.
Iyi bir akademisyen olmak icin (en azindan sosyoloji genelinde) klasik teoristlerin genel gecer kuramlarina hakim olmak, bir yandan guncel teoristlerin ne dediklerini bilmek ve bunlarin tamaminin gunluk arastirmalarda nasil uygulandigini takip etmenin sart oldugu bir gercek. Ancak bir doktora ogrencisi olarak butun bunlari ogrenmenin yanisira en on planda gelen sey meslege sosyalizasyon donemini basariyla atlatirken CV'ye de is bulabilecek kadar satir doldurabilmek. Ilk iki senede verilen yuksek lisans doneminin de amaci materyali yalayip yutmaktan cok sosyalizasyona gecisi hizlandirmak. Her hafta ogrenciye verilen (4 dersten) yaklasik 1200 sayfalik okumanin nasil bir hizda yapilacagina kisa surede adjust etmek gerekiyor. Eger o haftanin okumalari benim icin gelecekte yazacagim tez vs. icin birincil dereceden onemlisi ise incik cincik edip gerekirse 30 sayfaya bir gun harcayip duzenli notlar alip 3 sene sonra geri donulmek uzere dosyalamak mantikliyken eger teori dersinde ogrendikten sonra milletle bardayken entel muhabbetlerde (evet biz nerd'ler bira icerken oyle ya da boyle teori tartismaya basliyoruz, yapilan empirical is bira konusu olmaz ama toplumsal teoriler uzerine atip tutmak cakirkeyifken iyi giden bir is) deginilip ustunde fazla durulmayacak bir noktaysa da ona gore ana fikiri anlayip hayata devam etmek onemli.
Bu noktada ister istemez gecen sene tezini yazma asamasinda olan bir arkadasimin bana verdigi nasihati hatirlamadan gecemeyecegim, "Yuksek lisansta en onemli neyi okudugun degil neyi okumamaya karar verdigindir." Biraz acmak gerekirse kimse haftada 1200 sayfayi hatmedip her sayfa hakkinda analitik cikarimlar yapmayi uzun vadede surduremez (ilk bir kac hafta gercekten iyi performans sergileniyor ama bir sure sonra beyin algilayamiyor), o yuzden her seyi okuyup ustune tartismaktansa, her seyi okumadan onemli kisimlari aradan bulup cikarip onlari detayli gozden gecirmeyi ogrenmek gerekiyor. Zaten artik lise ya da universitede olmadigimiz icin kimse bize okudugumuz uzerinden sinav da yapmiyor, ders sonunda bir makale yaziliyor ve o makale genelde sadece 12 haftalik bir dersin 3-4 haftalik materyali uzerinden cikiyor. Yalniz yanlis anlasilmasin 3-4 haftalik okurum kalan 8 haftaya zaten ihtiyacim yok yaklasimi degil bahsettigim. Zaten boyle bir yaklasimda olacak kimsenin doktora yapma fikrini ciddi sekilde gozden gecirmesi saglikli olur diye dusunuyorum. Sonucta bu isi severek ve ilgilenerek yapmak lazim yoksa daha cok para kazanilan daha duzenli calisilabilen bir alternatif bulunabilir.
Ikinci deginmek istedigim onemli bir nokta da bu duzenli calisma vs. durumuyla ilgili. Doktoraya baslayinca, ozellikle ilk 2 senenin ardindan her sey tamamen ogrencinin kendi disiplinine kaliyor. Yani birileri gelip hadi bakalim arastirma konunu kabul ettik 3 sene calis yaz gel diye kisiyi ortama salinca o 3 seneyi ps3 oynayarak gecirmemek onemli bir durum. Ancak bir yandan da oteki ekstremden de kacinmak gerekiyor. Yani en az 5 senelik bir ogrencilik sozu veriliyor ve ogrenci olmak ilkokuldayken de doktorada da bir konuda hic fark etmiyor. Surekli ev odevi var. Hatta doktora bir bakima 3 senelik bir odevi sayilir. Bu noktada yasitlarla karsilastirinca doktoranin hic bir zaman sabah 9-aksam 5 bir is olmasi mumkun degil. Otesinde deadline'lari da genelde en azindan 4 aylik olmaya basliyor. Bu sebepten dolayi da insani duzensiz bir hayata dogru itmeye bayagi meyilli. Haftaicleri dolu degil, hafta sonlari tam tatil sayilmaz... Uzun vadeli planlar yapip duzene bagli kalinmazsa gercekten insanin psikolojisi bayagi bozulabilir. Bu yuzden sosyal hayata ozen gostermek lazim. Ne bileyim sinemaya gitmeli, tiyatrolari kacirmamali, konserleri takip etmeli haftada en az bir arkadaslarla bulusup bir iki bira bir sey icmeli. Cunku insanin kendine her gun abi cok isim var cikmam mumkun degil demesi soz konusu. Bir sure sonra haftalarca kayda deger hic bir sosyal aktivitede bulunulmadigini fakat aptal saptal bilimum dizinin yakindan takip edildigini farkina variyor insan. Oyle olunca da ister istemez yaptigi isten soguyor. Buna izin vermemek lazim. Insan hayatinda bir OSS stresi bile fazla, doktoranin her gununun OSS stresine donmesine izin vermemeli.
Ucuncu bir onemli konu ise insanlarla iyi iliskiler kurmak. Bundan kastim yanlis anlasilmasin herkesi sevin sevgi pitircigi olun diye bir soylemim yok burada. Sadece genel olarak doktoraya ilk baslayinca hem yeni bir ortama gelindiginden hem de kendi alanindan cok onemli isler yapmis olan insanlarla sik sik ayni ortamda bulunuldugu icin ozellikle ilk 1-2 sene icin ogrencilerde ciddi bir cekingenlik oluyor. Iste bu cekingenligi erken uzerinden atabilmek uzun vadede cok sey kazandiriyor. Cok sosyal olarak yetenekli olmanin bile gerekli oldugunu dusunmuyorum. Bu sene cekine cekine caldigim 3-5 kapinin bana hem sembolik hem de fiilen acik oldugunu gormek beni cok sasirtti. Ben 'oha bu insanlar cok asmis asiri zeki insanlar karsilarinda ne diyebilirim ki ne desem aptal biri gibi gozucekecem' diye dusunurken aslinda durumun pek oyle olmadigini, o insanlarin da benimle en az onlar kadar ilgili oldugunu gordum. Sonucta bir cok hoca kendi arastirmalarina yardimci olacak asistan oluyor. Kendi konulariyla ilgilenen insanlarin departmanda bulunmasi onlarin da hosuna giden bir sey oluyor. Ya da belki ben cok sansliyimdir bilmiyorum ama iki farkli enstitutude kapisini caldigim dort hocadan da is buldum simdiye kadar. Hic birinde de gidip kendimin cok zeki oldugunu kanitlamak durumunda kalmadim. Ben sunlarla sunlarla ilgiliyim vs. gibilerden eblemem yeterli oldu. Zaten konusmak istemeyen, ilgisiz olarak hocalardan da uzun vadede ne kadar verim alinabilir bir soru isareti. Boyle bir deneyim bile insana bir sey kazandirabilir.
Sonucta ozetle, rahat olmak, oncelikleri iyi belirlemek ve girisken olup insanlarla tanismaktan cekinmemek onemli seyler. En onemlisi neyle ilgili oldugunu ne yapmayi sevdigini bilmek ama. Eger doktora yapacaksan ve yapacagin dalla cok ilgin alakan yoksa, is olarak gorup sevmiyorsan birakip gitmek en iyisi cunku alternatif isler cok daha iyi getiri saglayabilir.
9.11.09
Doktora hayati
Philadelphia'ya geldigimden beri adam gibi bir sey yazamadim. Son derece dolu dolu bir yaz gecirmeme ragmen o konuda da bloglar bir turlu cikmadi malesef. Ali beni Wacken blog'undan dolayi sildi sanirim... Belki bir ara yine yazar bahsederim izlenimlerimden ama Wacken'dan doner donmez ucaga atlayip Philadelphia'ya geldim ve buraya adaptasyon da dusundugum kadar hizli olamadi malesef. Yavas yavas sonunda hayatimi bir duzene sokmaya basliyorum ama duzen vs. derken neredeyse Ilk donemin sonuna gelmeye basladik paper'lar finaller vs.'ler ufukta gozuktu coktan yeni bir kaotik donem baslayacak.
Son zamanlarda Can'in blog'unu severek takip etmekteyim. En sonunda ozenip ben de bloglara geri donus yapayim dedim. Kendisi tirmanma isine yeniden girismis. Bizim de burada gym'de tirmanma duvari varmis senelik uyeligi 150 dolar sanirim gelecek ay basinda (ya da departmandan reimbursement param yatinca) uye olacagim. Bana belay eden biri nasil bulunacak bilmiyorum ama ayarlarsam guzel olur gibi geliyor. Tabi tirmanmaya nerden zaman bulup da araya sikistiracam konusu hala bi beni merak ettiren durum olsa da galiba insan kendini disiplin ettirecek bir sey bulunca programini daha siki tutunca her seye daha cok zaman kaliyor. O bakimdan bu PhD hayati biraz daha zor sanirim. Haftada 3 ders olunca sadece topu topu 9 saat falan programli kalan her seyi ayarlamak kisiye dusuyor. Neyse iste adaptasyon sureci de bundan ibaret yavas yavas isler rayina oturuyor diye umuyorum.
Ev ihtiyaclarini coklukla bitirdim bu da baya rahatlamama sebep oldu. Mikrodalga, kettle vs. gibi kucuk ihtiyaclar disinda butun ev demirbaslari tedarik edilmis oldu. En son Rock Band 2 aldim her sey tamam! Mikrodalga konusunda ikilemlerde kalmis durumdayim. Alsam bi turlu almasam bir turlu. Acikcasi mutfagimda pek mikrodalga koyabilecek bir yerim yok. Cok kucuk bir tane alabilirim belki ama yine de mutfakta mikrodalganin gerekliligine emin degilim. Insani biraz tembellestiriyor sanki. Gerci eve yemek ismarlayinca artakalanlari isitmak icin iyi oluyor ama cogunlukla onlari okula goturup yiyorum okulda da mikrodalga var zaten. Buraya gelmeden annem ocakta isitilabilen saklama kaplari gostermisti bana belki bu gittigimde onlardan alsam iyi olabilir.
Bu blog bekledigimden fazla uzadi. Bitirmeden son bir tavsiyede bulunayim mutfak gereclerinden bu kadar bahsederken. Grilling pan diye bir sey var. Restoranlarda yedigimiz lezzetli izgara biftekler meger genelde bunlarla yapiliyormus. Tamamen dokme demir olmasina dikkat etmek gerekiyor. Cast iron grilling pan diye netten ararsaniz ne oldugunu gorebilirsiniz. Cok pahali degil ve muthis yararli bir alet. Cok lezzetli biftekler pisirilebiliyor bunlar yardimiyla. Hele o biftegi pisirmeden once soyle 12-48 saat arasi Guinness'e yatirirsaniz daha da guzel. Afiyet olsun diyerek bitiriyorum.
Son zamanlarda Can'in blog'unu severek takip etmekteyim. En sonunda ozenip ben de bloglara geri donus yapayim dedim. Kendisi tirmanma isine yeniden girismis. Bizim de burada gym'de tirmanma duvari varmis senelik uyeligi 150 dolar sanirim gelecek ay basinda (ya da departmandan reimbursement param yatinca) uye olacagim. Bana belay eden biri nasil bulunacak bilmiyorum ama ayarlarsam guzel olur gibi geliyor. Tabi tirmanmaya nerden zaman bulup da araya sikistiracam konusu hala bi beni merak ettiren durum olsa da galiba insan kendini disiplin ettirecek bir sey bulunca programini daha siki tutunca her seye daha cok zaman kaliyor. O bakimdan bu PhD hayati biraz daha zor sanirim. Haftada 3 ders olunca sadece topu topu 9 saat falan programli kalan her seyi ayarlamak kisiye dusuyor. Neyse iste adaptasyon sureci de bundan ibaret yavas yavas isler rayina oturuyor diye umuyorum.
Ev ihtiyaclarini coklukla bitirdim bu da baya rahatlamama sebep oldu. Mikrodalga, kettle vs. gibi kucuk ihtiyaclar disinda butun ev demirbaslari tedarik edilmis oldu. En son Rock Band 2 aldim her sey tamam! Mikrodalga konusunda ikilemlerde kalmis durumdayim. Alsam bi turlu almasam bir turlu. Acikcasi mutfagimda pek mikrodalga koyabilecek bir yerim yok. Cok kucuk bir tane alabilirim belki ama yine de mutfakta mikrodalganin gerekliligine emin degilim. Insani biraz tembellestiriyor sanki. Gerci eve yemek ismarlayinca artakalanlari isitmak icin iyi oluyor ama cogunlukla onlari okula goturup yiyorum okulda da mikrodalga var zaten. Buraya gelmeden annem ocakta isitilabilen saklama kaplari gostermisti bana belki bu gittigimde onlardan alsam iyi olabilir.
Bu blog bekledigimden fazla uzadi. Bitirmeden son bir tavsiyede bulunayim mutfak gereclerinden bu kadar bahsederken. Grilling pan diye bir sey var. Restoranlarda yedigimiz lezzetli izgara biftekler meger genelde bunlarla yapiliyormus. Tamamen dokme demir olmasina dikkat etmek gerekiyor. Cast iron grilling pan diye netten ararsaniz ne oldugunu gorebilirsiniz. Cok pahali degil ve muthis yararli bir alet. Cok lezzetli biftekler pisirilebiliyor bunlar yardimiyla. Hele o biftegi pisirmeden once soyle 12-48 saat arasi Guinness'e yatirirsaniz daha da guzel. Afiyet olsun diyerek bitiriyorum.
26.8.09
Philadelphia
In Philly. After a long and what seemed like a never-ending and very tiring journey that took about 2.5 years. Maybe it took 6 years... depending on the perspective. What happens from now on is a mystery waiting to be revealed in a couple of weeks. I reckon it's a good time to end the silence.
Subscribe to:
Posts (Atom)
